Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

TOPAL OSMAN OLAYI

Karadeniz ve Lazlar

Osmanlı bir anlamda dinler ve uluslar mozaiği idi. Bu nüfus hareketinin olağanüstü hızla oluşması giderek bazı ulusal ve dinsel renklerin kısa bir süre sonra Anadolu’dan silinmesine yok olmasına neden oldu.
Lazlar da, Osmanlı devleti içinde milletler mozaiğinden birini oluşturuyordu. Bu çözülüş sürecinde bağımsızlıkçılık, özerklik vs. talepleri ifade yerine kaderlerini egemen unsur olan Türk Ulusunun varlığına tabi kılma durumu esas davranış haline geldi.
Anadolu’nun Karadeniz kıyıları coğrafi olarak Anadolu özelliklerinden çok Kafkasya’nın bir devamıdır. Bu coğrafi devamlılık, benzerlik ve yakınlık ona aynı zamanda tarihsel, sosyal, siyasal, sosyolojik özellikler de kazandırmıştır. Nüfusun kültürel dokusu da Anadolu’nun devamından çok Kafkasya’nın kültürel devamı özelliklerini taşımaktadır.
Anadolu köylüsü, buğday yerine mısır ve hamsiyi seven, küçük tarlalarını eli ile işleyen, toplu köyler yerine dağınık köycüklerde yaşayan, bazı yönlerden kendine benzeyen ama aynı zamanda çok farklı yönleri de olan bu topluma Laz demiştir.
Laz terimi Anadolu’da Karadenizliler için kullanılır. Ama Karadenizliler ısrarla Laz olmadıklarını söylerler. Pontus Rumlarına, öbür Rumlar tarafından, tıpkı Karadeniz Türklerine diğer Türkler tarafından söylendiği gibi Laz (Lazoi) denirmiş. Bu terim Türkçe’de çağrıştırdığı anlam gibi, Rumca’da hafif esprili bir anlamına gelmekteymiş.
Karadeniz Türklerinin olduğu gibi, Pontus Rumları da Kafkas özellikleri olarak kabul edilen; kan davası gütme, silahlara ilgileri vs. ile bilinirlermiş .
Bu benzerlikler giysileri ve folklorda da görülür. Hangisinin Rum kaynaklı, hangisinin Türk kaynaklı olduğunu saptamak ise oldukça güçtür. Örneğin; her iki halkın üç telli kemanlarının eşlik ettiği halk dansları vardır. Her ikisi de aba, zıpka ve başlıktan oluşan giysiler giyerler. Giysi, fişekler, kemerler, tabanca ve bıçaklarla süslüdür. Kadınların giydiği geniş çizgili önlükler, kadınların taşıdığı sepetler de aynıdır. Sepet ve bu giysili antik çağlardaki tapınak duvarlarındaki resimlere kadar uzanır (1).
Karadeniz’de yaşayan halkın özelliklerini kısaca özetledikten sonra olayın kahramanı ile Mustafa Kemal Atatürk’ün bağlantısını kurabilmek için başa dönmemiz gerekmektedir.
Mustafa Kemal, Bandırma vapuru ile Samsun’a geldikten sonra 29 Mayıs 1919’da Osman Ağa ile Havza’da gizlice buluşmuş ve öyle tanışmıştır. Bu tarihten yaklaşık 1,5 yıl sonra da Mustafa Kemal, Topal Osman Ağadan Giresun Laz uşaklarından oluşan ve kendisinin korumasında görev alacak bir muhafız birliği oluşturmasını istemiş , Ankara’ya getirilmesini rica etmiştir.
Osman Ağa ve Mustafa Kemal’in muhafız birliğini oluşturacak “Kara Zıpkalılar” Ankara’ya 10 Kasım 1920’de gelirler. Onları Mustafa Kemal’in baş yaveri Salih Bozok karşılar. Konukları, Taşhan Otel’e yerleştirir. Muhafızların başında, Osman Ağa ile birlikte; oğlu İsmail Bey ve Kaymakamzade Asım Bey vardır. Muhafızları oluşturacak kafileyi ise şu isimler oluşturur: Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan, Kırlak (Co) Hüseyin, Tığlıoğlu Ömer, Yoloğlu Hüseyin, Yılancıoğlu Hasan, Kayadibinden Aşıkoğlu Garip, Alışıhoğlu Mehmet, Akyoma’dan Osmanoğlu Ali, Akyoma’dan Sarı Mustafa ve Keşap’tan Kösoğlu Hamit’tir (1).
Giysilerinden dolayı kendilerine “Kara Zıpkalılar” denilen bu grup, Mustafa Kemal’in Kuvayi Milliye Destanı’nda ilk muhafızları oldular ve “Giresun Gönüllü Maiyet Müfrezesi” adıyla tarihe geçtiler.
9. Ordu Kıtası Müfettişi sıfatı ile Karadeniz’e gönderilen Mirliva Mustafa Kemal’in bölge ile ilgili raporlarından bazı bilgiler şöyledir;
“Mütarekeden sonra Yunanlılık emeli güden bütün Rumlar her yerde şımardılar. Samsun havalisinde de Pontus hükümetini kurmak için birleştiler. Bütün Rum çeteleri bu maksat uğrunda siyasi bir şekil aldı. Son zamanlarda Samsun havalisinde Rum nüfusunu arttırmak için Rusya’da ne kadar Rum varsa buraya gönderilmesine çalışılmıştır.
Bugün Samsun havalisinde 40 kadar Rum çetesi vardır. Buna karşılık Türk ahali, hükümet tarafından korunmadığından bazı Laz çetelerini Trabzon havalisinden getirterek mal ve namuslarını korumak zorunda kalmışlardır. Böyle 13 Müslüman çetesi faaliyettedir. Hakiki durum budur. Samsun’da nüfus ekseriyeti Rumlardadır. Rumlar hükümete karşı soğukturlar. Fakat Liva içinde ezici çoğunluk Türklerdir (1)”
Trabzon Vilayetine gelince İslamlardan bir kaç çete var ise soygunculuk maksadına dayanıyor. Tehcir işlerinden dolayı yakalanmamak için kaçan Topal Osman Ağa’nın çetesi mühim olup, Giresun ve civarında faaliyettedir.
Böylece Mirliva Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Kıtası Müfettişliğine çok geniş yetkililerle ve Genelkurmay’ın da tasdiki ile başlamıştı. Karadeniz’deki görevleri arasında ise, bu bölgede özellikle Hıristiyan nüfusun aleyhine asayişi bozan çeteleri ve ele başlarını halletmede vardı. Raporda da görüldüğü gibi bunların başında da Topal Osman Ağa geliyordu.

Topal Osman Kimdir?
Osman Ağa, 1884 yılında Giresun Hacı Hüseyin mahallesinde doğmuştur. Babası Hacı Mehmet Efendi ve dedesi İsmail Kaptan, Giresun’un önde gelen eşrafları arasındaydılar. Kendileri deniz ticareti ile uğraşırlardı. Rus limanları ile Karadeniz limanları arasında taşımacılık yaparlardı. Ekonomik durumları oldukça iyiydi.
Osman da küçük yaştan beri ailenin işlerine yardımcı olurdu. Çok defa Batum’a Trabzon’a, Samsun’a Ordu’ya gidip gelmişliği vardı. Gençliğinden beri liderlik vasfına sahip birisiydi. İsmindeki “Ağa” ifadesi de bunun sonucudur.
Osman askerliği çok sevmesine rağmen, askeri okula gidememiştir. İsteğini savaşa, savaşmaya yöneltmeye çalışmış ve bunda da oldukça başarılı olmuştur.
Evlilik çağı gelince Osman Ağa, Panazoğlu Hacı İsmail Ağa’nın kızı Hatun Panaz Hanım ile evlenmiştir. Kayınpeder varlıklı biridir.
Osman Ağa bir süre sonra Rumlar tarafından Aksu Deresi ağzına kurulu kereste fabrikasına da ortak olur. Daha sonra oğulları, İsmail ve Mustafa dünyaya gelirler.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarındaki çöküş dönemi Giresun’u da etkiler; Rum, Sırp, Arnavut, Bulgar uluslarının Osmanlı’ya karşı bağımsızlıkçılık istemleri Karadeniz’deki Rum ve Ermeniler üstünde de etkili olur. Pontus’daki bu antik etnik gruplar bu ortamdan hareketle kıpırdanmaya başlarlar. Bu durumdan imparatorluğun egemen unsuru olan Türkler rahatsız olurlar. Bu durum karşılıklı heyecanlı hareketlerle istenmeyen olayların çıkmasına yol açar.
Derken, 1912 yılında Balkan Savaşı patlak verir. Seferberlik ilan edilir. Osmanlı yeni asker toplar. O sırada Osman Ağa da asker adayıdır. Ama bedelli askerlikte vardır. Osman’ın babası Hacı Mehmet Efendi oğlunu askere göndermek istemez. Askerlik şubesine gider, askerlik bedeli olan 54 sarı altın lirayı ödeyerek oğlunu cepheye gitmekten kurtarır.
Bu durumu duyan Osman çok üzülür. Babasına gidip bedeli alması için ısrar eder. Aksi halde gönüllü olarak arkadaşlarıyla birlikte askere gideceğini bildirir. Babası ikna olmayınca, isyan eder ve askere gönüllü olarak yazılır. 65 gönüllü arkadaşı ile Giresun’dan İstanbul’a hareket ederler.
Osman Ağa, Balkan Savaşı’nda Trakya-Çatalca önlerinde savaşırken sağ diz kapağından aldığı şarapnel parçasıyla ağır yaralanır. İstanbul-Şişli Etfal Hastanesi’nde tedavi olur. Ama bacak eski halini almaz. Osman Ağa Topal kalır. İşte Topal lakabı bu savaştan kendisine anı olarak kalmıştır. Giresun’lu gönüllülerin yarıdan çoğunun şehit olduğu bu savaştan sonra Osman Ağa Giresun’a Topal olarak değnekleri ile döner (1).
1914 yılında ise; Birinci Dünya Savaşı patlak verir ve Topal Osman’ın Ruslara kaşı savaşmak için gönüllü topladığını görülür. Giresun’dan topladığı 100 kadar gönüllüye Trabzon Cezaevi’nin kapılarını açarak 150 kişiyi de ilave edince Topal Osman gönüllülerin başında Batum önlerinde savaşa katılır.
Gönüllü taburu “Teşkilat-ı Mahsusa Alayı’na” bağlı olarak görev alır. Topal Osman savaş sırasında tifo hastalığına yakalandığında, Rus ordusu Bayburt önlerindeydi. Nisan 1916’da Rus Ordusu Trabzon’u işgal eder. Akçaabat bombalanır. Bu sırada Osman Ağa’nın gönüllülerinin sayısı 800’ün üstündedir. Gerilla savaşı yöntemleri ile gönüllüler Ruslara hayli kayıp verirler.
1917’de Rusya’da “Ekim Devrimi” gerçekleşince bu cephedeki savaş biter. Çünkü kurulan Sovyetler Birliği orduyu geri çeker.
Bundan sonra Topal Osman Ağa, Giresun’da azınlıklara karşı çeşitli şiddet içeren olaylara karışır. Azınlıkların İstanbul’a ihbar üstüne ihbar ederek hemen yakalanıp cezalandırılmasını istedikleri kişilerin başında da “Topal Osman” gelir.
Topal Osman kendisini kimseye danışmadan Belediye Başkanı ilan etmişti. Çünkü o günlerde Pontus sahillerinin tek hakimiydi.
Rum ve Ermeni Cemaati ileri gelenleri, gerek doğrudan İstanbul Hükümeti’ne gerek Patrikhane aracılığıyla İtilaf devletleri temsilcilerine Topal Osman’ı şikayet eden telgraflar çekip yakalanmasını vs. istemeye başladılar.
Duruma el koyan, İstanbul’da kurul Divan-ı Harp adı verilen “Olağanüstü Savaş Mahkemesi” Topal Osman’ın derhal yakalanarak İstanbul’a gelmesine karar verir.
Durumu öğrenen Topal Osman silahlı adamlarının da yardımıyla dağa çıkar. topladığı gönüllülerle birlikte o yıllarda Sivas’a bağlı Sebinkarahisar’a yerleşir.
Topal Osman ise bu gelişmelere misilleme olarak Keşap ve Karahisar çevresindeki Rum köylerine ard arda baskınlar yapar (1).
Bu şartlar Haziran ortalarında “Taş mektep’e” ayrılıkçı Rumların Pontus bayrağını çekip Türk esnafa saldırmasıyla oluşur. Topal Osman yanında 20 atlı ile şehri basar, bayrağı indirir. Bu olaydan sorumlu sayılan Rum doğramacı ustasını da yanına alarak gider. Baskın sonrası doğramacının öldürüldüğü duyulunca Rumlar paniğe kapılır. Bu durumu iyi değerlendiren Osman ağa Rum ileri gelenlerine baskı yaparak İstanbul hükümetince bağışlanmasını sağlamaya çalışmıştır.
Gerek bu durum gerek Cemiyet yönetiminin girişimleri sonucunda, bir ay içinde Topal Osman İstanbul’un “Affı Şahanesi” ile bağışlandı. Topal Osman yasal olarak Giresun’a döndü ve Hacı Kadıoğlu İsmail Efendi’den Belediye Başkanlığı görevini devraldı. Kısa bir süre sonrada Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Giresun Şube Başkanı oldu.
Topal Osman çevresine topladığı gönüllülerle Rum çetelerini temizlemeye çalışırken, Mustafa Kemal de 9. Ordu Müfettişi olarak Rumları ve Ermenileri Türk çetelerinden korumak için padişah tarafından görevli olarak 16 Mayıs 1919’da Samsun’a gönderildi. Mustafa Kemal ve 21 arkadaşı 19 Mayıs 1919 günü Samsun Limanı’na ayak
basarlar.
Yani Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkınca yapacağı işler arasında Topal Osman’ı ve çetesini yakalayıp etkisiz hale getirmesi de vardır.
Ancak, Mustafa Kemal’in daha önce Topal Osman ile bağlantılı olduğu ve Samsun’a çıkar çıkmaz, Havza’da kendisi ile görüştüğü de çeşitli kaynaklarda belirtilir.
Mustafa Kemal’in Topal Osman’la görüşme isteği kendisine ulaşınca, Topal Osman yanına yakın arkadaşı Temoğlu İsmail Ağa’yı, Dalgaroğlu Bilal’i ve Çavraklı Kara Ahmet’i yanına alarak Havza’nın yolunu tutar.
Topal Osman’ın Mustafa Kemal’le tanışmasını sağlayan bu ilk görüşme 29 Mayıs 1919 günü Havza’da gerçekleşir.
İki lider arasında uzunca süren gizli bir görüşme yapılır.
Mustafa Kemal özetle şöyle der:
“- Görüyorum ki, vatansever duygular taşımaya gençliğinde başlamışsın. Senin bugünkü yolun, o günkü açtığın çığırdan gelmektedir. Memleket kurtuluncaya kadar, içinde bir tek dış ve iç düşman kalmayıncaya kadar çarpışmak zorundayız. Sen, Karadeniz köy ve şehirlerini koruyacaksın. Çetin derme çatma bir kuvvet olmaktan çıkaracaksın. Bir alay teşkil edeceksin. Bu alayın kumandanı olacaksın. Sana genç ve atak subaylar vereceğiz. Pontuscular hangi usulleri kullanıyorsa, siz de o usulleri çekinmeden kullanın. Vatanı kurtarmakta bu son şansımızdır. Bu mücadeleyi kaybedecek olursak, tarihten siliniriz”.(1)
“- Pontus belasının temizlenmesini tamamıyla senin tecrübeli ellerine bırakıyorum.
Giresun Beldesi seni destekliyor hiç durma teşkilatını yap. Git reislik makamına otur. Şehir bir fiil senin ve adamlarının işgalinde bulunsun. Sen kaçıp dağa çekileceğine Pontuscular ve Rumlar kaçsın. Onlar bir kere kanunsuz yola adım atar göründüler mi zamanla hepsini temizleriz” der.
Mustafa Kemal ile Topal Osman’ın tanışması ve bundan sonraki birlikteliğini Giresun’lu araştırmacı Mustafa Dağ şöyle yorumluyor;
“Topal Osman Ağa artık bu dakikadan itibaren fikirleriyle, canıyla, malıyla, adamlarıyla ve her şeyiyle Mustafa Kemal’in yayındaydı. Onun için canını her an vermeye hazırdı. Mustafa Kemal’e ve onun hareketine engel olmak isteyen ve onun muhalif göründüğü herkes Osman Ağa’nın artık en büyük düşmanıydı. Topal Osman Ağa’nın Mustafa Kemal’e bu yürekten bağlılığı ölünceye kadar devam etti. Nitekim canını da bu uğurda verdi”(1).
Topal Osman’ın çetesi Karadeniz sahillerinde sürekli artıyordu. Her gün yeni gönüllüler katılıyor, giderek gönüllü birliğinin masrafları da artıyordu. Gönüllü milislerin yedirilmesi, giydirilmesi, silahlandırılması ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması için önemli bir bütçeye gereksinim duyuluyordu. Bu ise halkın bağış ve katkıları ile gerçekleşiyordu. Halktan toplanan paralardan şikayetçi olanlar da yok değildi. Çünkü Osman Ağa zorunlu olarak varlıklı kişilerden, daha fazla maddi katkı bekliyordu. Bu isteği yerine getirmeyenlerin ise canını şu veya bu şekilde yakabiliyordu. İşte kendisinden yardım istenen, vermek istemeyen bir kısım eşraf el altından İstanbul ve padişah yanlısı Trabzon Valisi Kara Galip’e sürekli şikayetlerde bulunuyorlardı.
Bu şikayetlerin ulaştığı yer sadece Trabzon ve İstanbul Hükümeti ile sınırlı kalmamış, I. TBMM’den sonra da Ankara Hükümeti’ne de sık sık şikayetler ulaşmıştır.

Erzurum KongresiMustafa Kemal, Erzurum Kongresi’nin yapılacağı ve Giresun’u temsilen iki kişinin gönderilmesini Topal Osman’a bildirir. Giresun’daki cemiyette, ili temsil edecek okumuş iki temsilciyi Erzurum’a göndermeye karar verir. Bunlar Giresun’un yetiştirdiği iki aydın temsilci Dr. Ali Naci Duyduk ile Mühendis İbrahim Hamdi Bey’dir. Giresun delegeleri büyük bir törenle uğurlanır. 10 Temmuz 1919’da yapılması düşünülen Erzurum Kongresi çeşitli engellemeler sonucu 23 Temmuz 1919 ‘da başlar. Kongre Trabzon ve Giresun delegelerinin açtığı canlı tartışmalara tanık olur.
Topal Osman Ağa, merkez üssü Giresun olmak üzere Karadeniz sahillerinin en etkin Kuvayi Milliye komutanı idi. O, Osmanlı’nın son döneminde katıldığı savaşlardan olan Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’na Giresun yöresinden binlerce gönüllü toplayıp katılmakla kalmamış, Kurtuluş Savaşı için Karadeniz’de oluşan milli güçlerinde çekirdeği olmuş. Giresun’da dur durak tanımadan Laz uşaklarından oluşan birlikler kurarak cepheden cepheye koşmuştur.
Kara Zıpkalılar sadece Karadeniz’de kalmamışlar, onlara nerede gereksinim duyulmuşsa yönlerini o hedefe çevirmişlerdir.
1920 yılı Eylül ayında Kars’ta Ermenilere karşı güç anlar yaşayan Kazım Karabekir’in 15. Kolordusu’na Giresun uşakları yetişmiş ve dört ay Karabekir Paşa’nın emir ve komutasında önemli yararlılıklar göstermişlerdir.

TBMM. Açıldıktan Sonraki Olaylar
İç isyan dalgalarının Ankara Hükümeti’ni salladığı günlerde Mustafa Kemal, Kazım Karabekir’den inanç ve iradesine tam güvenebilecek disiplinli, herhangi bir yerde patlayacak bir ayaklanmayı anında bastırabilecek balyoz gibi davranabilecek, 1000 kadar kişiden oluşan bir kuvvet ister. Karabekir’in bir iki önerisi yetersiz bulunur. M.Kemal ve İsmet Paşa’nın kafasındaki kuvvet “Lazistan uşakları”ndan oluşan Topal Osman çetesidir. Buna da Karabekir Paşa karşı çıkar sonuçta “Osman Ağanın” bölgede kalmak koşulu ile bu kuvvetin oluşturulması kabul edilir.
Hazırlıklarını tamamlayan Topal Osman adamları ile birlikte Ekim 1920 sonlarında Giresun’dan hareket eder. 12 Kasım’da Ankara’ya varır doğrudan Mustafa Kemal’in buyruğuna giren ve yerel giysileri ile görevlerini sürdüren Topal Osman birliğinin resmi adı ise; “Giresun Gönüllü Laz Müfrezesi” olur. Önce 10 kişiden oluşan birliğin sayısı daha sonra 250’ye kadar yükselir.
Mustafa Kemal ile Başyaver Salih Bozok vasıtasıyla tanıştırılıp göreve başlayan müfrezeyi o günlerde Osman Ağa karşısına alır ve şu öğütte bulunur:
“Mustafa Kemal Paşa’nın hayatı ve muhafazası size, yalnız size aittir. O’ nu her yerde siz koruyacaksınız. Şayet Mustafa Kemal Paşa’ya bir şey olursa kendinizi yok bilin. Hatta memlekette bıraktıklarınızı da yok bilin”(1).
Osman Ağa tekrar bölgeye döner. Orada bugün de hayli tartışılan bir konu olan; 47. Alay tarafından “Koçgiri İsyanı” adı verilen Kurtuluş Savaşı dönemindeki ilk “Kürt İsyanı” olarak nitelenen isyanın bastırılmasına katılır.
Topal Osman Ağa komutasındaki 47. Alay Pontusçuların çok önemli direniş merkezlerinden olan Havza’ya geldiğinde hayli “iş” başarmıştır. Samsun havalisini de Rum çetecilerinin etki alanından çıkaran Osman Ağa Ankara’dan gelen yeni bir emirle Ankara’ya hareket eder. Oradan da vakit geçirmeden Sakarya cephesine yönelir.
Sakarya Meydan Savaşı, 22 gün 22 gece sürer. 42. Alay’ın komutanı Hüseyin Avni Bey dahil tümü şehit olur. Osman Ağa’nın komutasındaki 47. Alay’dan ise 285 kişi sağ kalmıştır. Yani gönüllü olarak Ankara’ya gelen 6000 civarındaki Giresun’ludan yaklaşık 400 kişi geri dönebilmiştir. 5550’ü aşkın Giresun’lu şehit olmuştur (1).
Sakarya Meydan Savaşı kazanıldıktan sonra Giresun Gönüllü Alaylarının görevi sona erer ve dağıtılırlar. Osman Ağa ise, Sakarya’dan sonra önce Ankara’ya sonra İstanbul’a arkasından Giresun’a gider. Osman Ağa gittiği yerlerde bir kahraman gibi sevgi ve coşku ile karşılanır.
Osman Ağa, Gülnihal Vapuru ile 21 Aralık 1922 Perşembe günü Giresun açıklarında görününce yer yerinden oynar. Tüm Giresun halkı sahile iner. Yüzlerce davul, zurna çalar ve bombalar, fişekler patlar. Lav mavzerlerinin neşeli uğultusu adeta yeri görü inletir olmuştur. Karaya yanaşan kayıktan inen Osman Ağa doğruca Belediyeye gider.
Topal Osman Giresun’a döner ama bu sırada Giresun uşaklarından oluşan gönüllü Laz müfrezesi de Ankara’da Mustafa Kemal’i gölge gibi izlemektedir. Gönüllü birliğin görevi sadece Mustafa Kemal’i değil, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni de korumak olmuştur. Tabi sayısı da arttırılıp 250’yi bulmuştur.

Topal Osman Ankara’da
Karadeniz’deki çetesinden gönüllü alayları oluşturduğu sırada yarbaylığa kadar yükselen Topal Osman Ağa artık meclis Muhafız Birliği’nin de komutanı olmuştu. Ankara’da kaldığı günlerde kullanılması ve birliğin komutanlığı için Ayrancı civarında “Papazın Köşkü” denilen yer kendisine tahsis edilmişti.
Lazistan uşaklarından oluşan Topal Osman Ağa’nın çetesi özel giysileri olan aba, zıpka ve başlıklar içinde Mustafa Kemal Paşa’nın ve TBMM’nin Özel Muhafız Taburu olarak görevini sürdürüyordu. Başlarında ise okuma yazması bile olmayan Kuvayi Milliye’nin Milis Yarbayı Osman Ağa bulunuyordu.
Topal Osman Ağa, Millet Meclisi’nde kendisine ayrılan özel kısımda silahlı adamlarıyla oturur ve oturumları dikkatle izlerdi.
I. TBMM oldukça hareketli geçer, Mustafa Kemal’i değişik konularda eleştiren bir dizi milletvekili bulunurdu. Konuşmaları ve eleştirileri dikkatle izleyen Topal Osman, Mustafa Kemal’e yönelen eleştirilere hiç tahammül edemez, eleştiri sahiplerine kızgınlıkla bakarmış. Osman Ağa, meclisin her şeyinin kendisinden sorulduğu kanaatindedir.

Mecliste Gruplar ve Ali Şükrü Bey’in Ölümü
I.TBMM kurulup çalışmalara başlayınca çeşitli konuların tartışılmasında meclis üyeleri arasında görüş ayrılıkları belirlemeye başlar. Bu ayrılıklar giderek türdeş grupların oluşmasına yol açar. İşte I. TBMM’de; 1. Grup ve 2. Grup diye adlandırılan gruplarda bu oluşumun sonucudur.
Bunlardan Mustafa Kemal’in etrafında oluşanı I. Grup , Mustafa Kemal’in en güçlü muhaliflerinin oluşturduğu grup ise 2. Grubu oluşturur.
İkinci grupta çoğunluk muhafazakar unsurlardan oluşmasına rağmen çeşitli nedenlerle Mustafa Kemal’in karşısında yer alarak bu grupta kalmış olanlar da vardır.
Hüseyin Avni (Erzurum), Albaş Selahattin (Mersin) , Ali Şükrü (Trabzon), Müfit Hoca (Kırşehir), Mehmet Şükrü (Afyon), Celalettin Arif (Erzurum) ikinci gruptaki milletvekillerindendir. Ali Şükrü Bey Meclisteki bazı tartışmalar sırasında çok ateşli konuşmalar yapmış ve bir çok kere M. Kemal ile karşı karşıya gelmiştir (2).
M. Kemal bu durumdan hoşnut değildir; meclisteki “Islahat”, “Müdafaa-i Hukuk”, “İstiklal Grubu” ve “Halk zümresi” gibi gruplar arasındaki çekişmelerden dolayı, “Mecliste hükümeti tutmak ve herhangi bir iş yürütmek imkansız hale geldi” demektedir. (Nutuk. Aktaran:1)
Ona göre bu çekişmelerden dolayı, hakim olan şey ise, “düzensizlik ve anarşi” dir. “Şu halde iki yoldan birinin seçimi kesin bir şekil aldı: Ya bu meclis ile katiyen görüşülmeyeceği gerçeği üstüne yeni tedbirler almak, veyahut yaptığımız gibi bir çoğunluk grubu meydana getirmek.”(1).
Mecliste Mustafa Kemal’e muhalefetin kıyasıya yapıldığı bir dönemdir. Meclisin esas olarak iki gruba bölünmüş olduğu bu dönemde, İkinci Grubun lideri Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey 26 Mart 1923 günü akşamından sonra aniden ortadan kaybolur ( 2).
Ali Şükrü bey, üç günden beri eve gelmemiştir. Soruşturmuşlar, aramışlar, bulamamışlardır.
Edindikleri bilgiye göre, en son Karaoğlan çarşısında Kuyulu kahvede nargile içerken Topal Osman Ağa’nın adamlarından Muhafız Bölüğü kumandanı Mustafa Kaptan’ın yanına geldiği ve beraber kalkıp gittikleri ama başka da hiçbir haber alınmadığı yönündedir.
Rauf Orbay devamını şöyle anlatıyor:
“Şevket Bey’e otur dedim. Ve derhal gereken emirleri vererek aratmaya başladım. Aynı zamanda Osman Ağa’nın adamıyla kahveden gittiğinden bu ağayı da aratıyordum. Fakat Ali Şükrü Bey gibi, o da meydanda yoktu. “(1)
Olayın yankısı derhal meclise yansır. Başbakan Rauf Orbay’ın ve meclis başkanı Ali Fuat Cebesoy’un da bulunduğu meclis oturumunda Ali Şükrü Bey’in en yakın arkadaşlarından ve İkinci Grubun liderlerinden Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey, 29.3.1923 günkü meclisin oturumda söz alır, kürsüye çıkar ve konuşmaya başlar ( 3):
“- Efendiler, bu şerefli kürsü bugün açıklı bir duruma sahne oluyor. Bu şerefli milletin mebusları bugün kalpleri ağlamış birer zavallı, birer çaresiz gibi birbirlerine bakıyorlar. Ey milletin kabesi ! Sana da mı saldırı? Ey milletin reyi, sana da mı saldırı ? Ey milletin mukaddesatı, sana da mı saldırı ? (Lanet sesleri) (Bu millet ölmez, fikir ölmez, zihniyet ölmez sesleri..).
- Bir mebusun ağzı, kalemi o milletin namusudur. Bu namusa saldıran eller kırılsın. Mebus, bu milletin namusudur. Saldırı arkadaşımıza değil, milletin namusunadır. Böyle namussuzlar yaşamamalı, kahrolmalı!
- Ali Şükrü Bey, iki günden beri kayıptır. Memleketin sahibi, çok büyük bir tarihin sahibi, bir mebus kayboluyor, hükümet bulamıyor.
... Ya siyasi ise? Demek ki bu memlekette herhangi bir düşüncenin başbuğu ölecektir. Hiçbir zaman ölmez!” (3 ve 1)
Meclis birbirine girmiştir. Konuşmacılar hükümete ateş püskürmektedirler. Başbakan Rauf Orbay ve Meclis Başkanı Ali Fuat Cebesoy meclisi yatıştırmaya çalışırlar. Muhalifler susmak bilmezler. Meclisteki tartışmalardan sonra olayın oluş biçimi birkaç gün sonra aşağı yukarı ortaya çıkar.
Başbakan Rauf Orbay anılarında şöyle yazıyor:
“Derhal arama emri verdim. Ankara Valisi Abdülkadir Bey, Jandarma Komutanı, Polis Müdür ve bütün güvenlik kuvvetleri seferber oldukları halde, hatta kendi arabamı da arama işlerine verdiğim halde iz bile bulunamadı”
Devamlı aramalar sonunda Çankaya yolundan geçen araba ekibine bağlı jandarmaların, ana yoldan ayrılan araba izlerini tarlada sürdürmeleri sırasında yeni kazılmış bir çukurda Ali Şükrü Bey’in ölüsüne rastlanır.
Ölünün avucundaki, sımsıkı tutulmuş bir sandalye hasırı parçasının da Topal Osman’ın evinde bulunan kırık sandalyeye ait olduğu tespit edilince, ele sağlam bir ipucu geçirilmiş oldu. Yakalanan Osman Ağa’nın adamı Mustafa Kaptan da Ali Şükrü Bey’i kendisinin Topal Osman’ın evine götürdüğünü söyledi. Ali Şükrü Bey’i orada ayakta duran Osman Ağa’nın karşısına oturtmuşlar. Ve verdikleri kahveyi içerken birdenbire üzerine atılarak boğmuşlar. Mustafa Kaptan’ın bu itirafı ile olay tamamen aydınlanmıştı. Bu haberi akşamüzeri meclisteki odamda çalışırken getirdiler.”(1).
Daha önce edinilen bilgiler de olayın Topal Osman tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir:
Ali Şükrü Bey, Karaoğlan çarşısındaki kuyulu kahvede nargilesini içerken yanına Topal Osman Ağa’nın adamlarından Mustafa Kaptan gelir. Bir süre sonra Ali Şükrü hemşerisi ile kol kola kahveden çıkar. Osman Ağa, Mustafa Kaptan vasıtasıyla Ali Şükrü Bey’i evine davet etmiştir . Aynı akşam Osman Ağa’nın Samanpazarı’ndaki evinin üst katında komşular gürültülü sesler duyduklarını ifade etmişler. Sabahın erken saatlerinde de eşyayı nakletmek için evin kapısına bir arabanın geldiğini söylemişlerdir (4).

Bu bilgilerin ışığında gerekli işlemin yapılmasına sıra gelmiştir. O sırada M.Kemal ile Başbakan Rauf Orbay arasında şu konuşma geçer:
“Atatürk- Şimdi ne düşünüyorsun?
Orbay- Bir şey düşündüğüm yok. Topal Osman’ı yakalamak gerek. Çankaya’nın arkasında, Ayrancı tarafında Papazın Bağı denilen yerde bulunduğu sanılıyor.
Atatürk- Nasıl yakalatacaksın?
Orbay- Meclis Muhafız Birliği ile
Atatürk- Meclis Muhafız Birliği’nde Topal Osman’la gelmiş Karadenizliler var, bunlar birbirlerine ateş etmezler, ne sen, ne ben, ne Ankara.. Bir şey kalmaz....
Orbay – Suçluları yakalatmak mutlak gerek.... Eğer Başkomutan olarak ve herhangi bir düşünce ile sizce buna gerek görülmüyorsa, benim bunu yarın mecliste anlatmam gerekecektir. “ (1)
Ali Şükrü’yü Osman Ağa’nın öldürüldüğüne dair yeterli delil vardır. Güvenlik önlemi olarak M.Kemal ve eşi Latife Hanım Çankaya’yı boşaltarak istasyondaki eve yerleşirler. Daha sonra da Muhafız Taburu Komutanı İsmail Hakkı Tekçe, Topal Osman Ağa’nın kaldığı evi sarar. 2 Nisan sabahının ilk saatlerinde çatışma başlar. Yarım saate yakın bir çatışmadan sonra Osman Ağa kasığından yaralı olarak ele geçer. Sedyeye konur, yolda giderken kan kaybından ölür. Çatışma sırasında 12 çete mensubu da öldürülür, birkaçı da yaralanır.
Böylece 26 Mart 1923’te Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Beyin kaybolması ile başlayan soruşturmada kapanmış olur. Kaynaklarda Ali Şükrü Beyin ölüm tarihi 27 Mart 1923 olarak verilmektedir (5).
Bu arada 1. TBMM’.de çıkan sert tartışmalar nedeniyle 1 Nisan 1923’ te kendini feshetmiştir. 2 Nisan 1923 ‘te Topal Osman’ın ölümü açıklanır. Bu ölümün ardından hem Ali Şükrü Beyin hem de Topal Osman’ın cenazeleri memleketlerine gönderilerek defnedilirler.
Cumhuriyet tarihinin bu ilk suikastına ilişkin kaynaklarda farklı görüşler bulunmaktadır(1). Ancak, bu denli önemli bir olay ile ilgili olarak Mustafa Kemal yazdıklarında hiçbir yazılı belge bırakmamıştır.

Kaynaklar:

  1. Şener, CEMAL. “Topal Osman Olayı - I ve II”. Yeni Gün Yayıncılık. İstanbul.2001.
  2. Kandemir, “Cumhuriyet Devrinde Siyasi Cinayetler” . Ekicigil Yayınları –tarih serisi, No:4. İstanbul.1955.
  3. Aydemir,Ş.SÜREYYA.. “Tek Adam”. Remzi Kitabevi. İstanbul. 1966.
  4. Taçalan,N. Ve Etingu, TURGUT. “Büyük Ayaklanmalar ve Suikastlar Tarihi”. Milliyet Yayını. İstanbul.1973.
  5. Kocatürk,UTKAN. “Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronoloji” . Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara.1988.

                       ana sayfa